Ana içeriğe atla

Gayret Kuldan, Tevfik Allah'tan

  Necm sûresi 38-42. ayetlerinde önemli ilkelere temas edilmiştir. "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenemez." ayeti sorumluluk prensibini, suçların ve cezaların şahsiliğini vurgulamaktadır. "Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir. Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir." ayeti de hesaba ve adil yargılamaya dikkat çekmektedir. Zira dünya hayatında iradî seçimle yaptığı her iş, mahşer günü insanın önüne konacak, tamamen adil bir yargılamaya tabi tutulacaktır. İnsan amellerinin karşılığını tastamam, eksiksiz bir şekilde alacaktır. Ayetin devamında nihaî takdire ayrıca vurgu yapılmıştır. Mahşerde hiç kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmayacağı kesin olmakla beraber, ilahî lütuf ve bağışlama hususu Allah'ın mutlak iradesine bağlıdır.
   Bu konuda mümine düşen ümitvar olmak, buna güvenerek gevşeklik göstermemektir. "İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder. Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir." (Necm, 53/39-40) ayetleri dürüstlükle çalışıp çabalamanın, alın teri ile kazanmanın Allah nezdindeki değerine de ayrıca işaret etmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Suizan

  Sevgili peygamberimiz aleyhissalâtü vesselâm:  "Zandan sakının. Çünkü zan, yalanın ta kendisidir." (Müslim, Birr, 28)  buyuruyor. Çünkü zan, hakkında kesin bilgi sahibi olunmayan bir tahminden ibarettir. Gerçek olma ihtimali olsa bile bir şüphe ve tereddütten öteye geçemez, kişiyi önyargılı olmaya sevk eder.  Resulullah'ın yasakladığı bu zan, yani suizan insanlar hakkında kötü düşünmektir.      Suizan, bir insanı temelsiz bir iddiaya dayanarak itham etmek, doğruluğunu araştırmadan onun hakkında olumsuz hüküm vermektir. Böyle bir tutum kişiyi bir başkasına iftira atmak, onun hakkında yalancı şahitlik yapmak gibi yanlış davranışlara kolayca sürükleyebilir. Dahası suizan , bireylerin birbirlerine karşı güvenini sarsacağından ikili ilişkilere zarar verir, toplumsal hayatta düzenin yıkılmasına neden olur.   Hâlbuki mümin, çevresindekilere her açıdan güven veren ve hüsnü zannı ilke edinen insandır. İnananlara suizandan sakınmayı emreden (Hucurât,49/1...

KASVET-İ KALB: KALP KATILIĞI

   Hakîm-i Tirmizî (rahimehullah) şöyle buyurdu:   "Allâhü Teâlâ'yı zikir, kalbi taze tutar, yumuşatır. Kalp Allâh'ı zikirden uzaklaştığı ve boş kaldığında, nefsin harareti ve şehvetlerin ateşi ile katılaşır ve kurur, âzâlar ibadetten geri kalır. Bu hal uzadığında; kurumuş ağacın dalı nasıl kesilmekten ve ateşte yakılmaktan başka bir şeye yaramazsa kalp de o hâle gelir, katılaşıp kurur. Allâhü Teâlâ bizleri muhâfaza buyursun. Âmin..." (Ravzu'r-reyâhîn, İmam Yafiî)

Namazda Süreklilik

  Bilindiği gibi namaz, dinimizin ifasını emrettiği ibadetlerin en önemlisidir. Akıllı ve ergenlik çağına ulaşan her müslümanın namaz kılması farzdır. Namazın vaktinde eda edilmeyip kazaya bırakılması, en büyük günahlardan biridir. Namaz, uyuya kalmak, unutmak ve baş ile devam olsa imâ yaparak kılamayacak kadar hasta olmak gibi meşru bir mazeret bulunmadıkça kazaya bırakılamaz. Hz. Peygamber aleyhissalâtü vesselâm, "Biriniz uyuya kalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise, uyandığı veya hatırladığı vakit kılsın." (Buhârî, Mevâkît,37) buyurmuştur.    Meşguliyeti çok olmak, aile fertlerinin geçimini sağlamak için yapılan çalışma ve yolculuk gibi durumlar namazın ertelenmesi için özür sayılmaz. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Öyle bir takım insanlar vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alışveriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyabilir. Onlar, dehşetinden kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar....